Evlilik birliği içerisinde eşlerden birinin sadakat yükümlülüğünü ihlal ederek üçüncü bir kişiyle
ilişki yaşaması, aldatılan eş nezdinde ağır bir manevi yıkıma sebebiyet vermektedir. Bu süreçte
aldatılan eşler, sıklıkla evliliklerini sarsan bu üçüncü kişiye (kamuoyundaki tabiriyle "öteki tarafa"
veya sevgiliye) manevi tazminat davası açıp açamayacaklarını merak etmektedir. Geçmiş
yıllarda yargı kararlarında farklılıklar bulunmakla birlikte, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük
Genel Kurulunun ve Anayasa Mahkemesinin güncel kararları ışığında bu konudaki hukuki durum
kesin bir çerçeveye oturtulmuştur.
Aşağıda, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)
hükümleri ile güncel yüksek mahkeme kararları ekseninde, üçüncü kişiye karşı tazminat
taleplerinin hukuki akıbeti incelenmektedir.
1. Sadakat Yükümlülüğünün Hukuki Niteliği: Mutlak Hak mı,
Nispi Hak mı?
Üçüncü kişiye karşı açılacak manevi tazminat davalarında temel tartışma konusu, sadakat
yükümlülüğünün kimleri bağladığıdır. 4721 sayılı TMK'nın 185. maddesinin 3. fıkrası uyarınca
eşler birbirlerine sadık kalmakla yükümlüdür. Ancak bu yükümlülük, evlilik sözleşmesinin tarafı
olmayan üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir mi?
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu (YİBBGK), 06.07.2018 tarihli, E. 2017/5 ve K.
2018/7 sayılı kararıyla bu konudaki tartışmalara son noktayı koymuştur. İlgili kararda açıkça,
"eşler arasındaki sadakat yükümlülüğü, evlilik birliğinin taraflarını oluşturan eşlerin birbirlerine
karşı ileri sürebilecekleri nisbi bir hak olup, eşler bu yükümlülüğün ihlal edilmemesini ancak
birbirinden talep edebilirler" değerlendirmesi yapılmıştır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.12.2018 tarihli, E. 2015/15264 ve K. 2018/8293 sayılı
kararında da bu ilke yinelenerek, "TMK 185/3 maddesinde düzenlenen sadakat yükümlüğü,
evlilik sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, ihlal edilmesi durumunda yalnızca sözleşmenin
taraflarının yani eşlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri nisbi hak niteliğindedir. Yani mutlak
bir hak mahiyetinde olmadığı için, herkese karşı ileri sürülemez." ifadelerine yer verilmiştir.
Dolayısıyla, evlilik sözleşmesinin tarafı olmayan üçüncü kişinin, eşler arasındaki sadakat
yükümlülüğüne uyma zorunluluğu bulunmamaktadır. YİBBGK kararının gerekçesinde de
vurgulandığı üzere, "Bir kimsenin eşi tarafından aldatılmamayı isteme hakkı şeklinde herkese
karşı ileri sürebileceği mutlak bir kişilik hakkı yasalarda yer almadığından, aldatma eylemine
katılan üçüncü kişinin aldatılan eşin bir mutlak hakkını ihlal etmesi söz konusu değildir" kuralı
geçerlidir. Bu nedenle, salt aldatma eylemine iştirak ettiği için, "evlilik birliği devam ederken
eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat
isteminde bulunamayacağı" hukuken kesinleşmiştir.2. Haksız Fiil Sorumluluğu ve Hukuka Aykırılık Unsurunun
Yokluğu
Aldatılan eşin üçüncü kişiden tazminat talep edebilmesi için, üçüncü kişinin eyleminin 6098
sayılı TBK'nın 49. maddesinin 1. fıkrası kapsamında bir "haksız fiil" teşkil etmesi ve TMK'nın
24. ve 25. maddeleri ile TBK'nın 58. maddesi uyarınca kişilik haklarına hukuka aykırı bir saldırı
niteliği taşıması gerekmektedir. Haksız fiilin en temel unsuru ise fiilin hukuka aykırı, yani
emredici bir hukuk kuralını ihlal etmiş olmasıdır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 24.12.2018 tarihli, E. 2016/5358 ve K. 2018/8272 sayılı kararında
hukuka aykırılık unsurunun oluşmadığını şu ifadelerle ortaya koymuştur: "sözkonusu yasa
maddeleri gereğince haksız fiil sorumluluğundan söz edilebilmesi için, diğer şartların yanında
ayrıca zarara sebep olan fiilin hukuka aykırı olması yani emredici bir hukuk normuna
aykırı olması gerekir. Somut olayda, eş olmayan davalı yönünden fiilin hukuka aykırılık şartı
gerçekleşmemiştir."
Buna bağlı olarak, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 25.12.2018 tarihli, E. 2016/5722 ve K.
2018/8362 sayılı kararında da belirtildiği üzere, "Davacı, kişilik hakkı ihlallerini düzenleyen genel
hükümlere yani TMK’nun 24-25 ve TBK’nun haksız fiil sorumluluğuna ilişkin temel düzenlemesi
olan 49/1 (BK. 41/1) ve kişilik değerlerinin zedelenmesine ilişkin TBK 58. (BK 49.) maddelerine
de dayanamaz."
Ayrıca, davalı üçüncü kişinin fiili hukuka aykırı kabul edilmediğinden, TBK'nın 61. maddesi
kapsamında aldatan eş ile üçüncü kişi arasında müteselsil (zincirleme) sorumluluk
kurulamayacağı gibi, yansıma yoluyla zarar iddiaları da dinlenmemektedir. Yargıtay 4. Hukuk
Dairesinin 26.12.2018 tarihli, E. 2015/10472 ve K. 2018/8444 sayılı kararında da hükme
bağlandığı üzere, "üçüncü kişinin aldatan eşe karşı herhangi bir hukuka aykırı eylemi ve
verdiği herhangi bir zarar bulunmadığından, yansıma yoluyla istenebilecek zarar da sözkonusu
olamaz."
3. Ahlaka Aykırılık ve "Zarar Verme Kastı" Şartı (TBK m. 49/2)
Hukuka aykırılık unsuru bulunmamakla birlikte, üçüncü kişinin evli bir kişiyle ilişki yaşamasının
ahlaka aykırı bir eylem olduğu ileri sürülerek TBK'nın 49. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tazminat
talep edilip edilemeyeceği de yargı kararlarında incelenmiştir. Ancak bu madde kapsamında
sorumluluğa gidilebilmesi için çok ağır bir şart olan "kasten zarar verme" amacı aranmaktadır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 26.12.2018 tarihli, E. 2015/13062 ve K. 2018/8445 sayılı kararında bu
durumu şu şekilde açıklamıştır: "fiilin emredici bir norma değil de sadece ahlaka aykırı olması
durumunda, sorumluluğa gidilebilmesi için, failin zarar görene zarar verme kastıyla yani somut
olayda, davalının davacı aldatılan eşe bilerek ve isteyerek zarar vermeyi amaçlamış olması
gerekir".
Peki, üçüncü kişinin, birlikte olduğu kişinin evli olduğunu bilmesi bu kastın varlığı için yeterli
midir? Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.12.2018 tarihli, E. 2015/15264 ve K. 2018/8293 sayılıkararında bu soruya olumsuz yanıt verilerek, "Sadece birlikte olduğu eşin evli olduğunu bilmesi
bu tür sorumluluk için yeterli değildir." kuralı getirilmiştir. YİBBGK kararında da desteklendiği
üzere, "üçüncü kişinin ahlâka aykırı bu fiili, salt birlikte olduğu kişinin eşine zarar verme kastıyla
işlemiş olması gerekmektedir" ve genel bir gönül ilişkisi yaşanması durumunda doğrudan
aldatılan eşe zarar verme özel kastının oluşmadığı kabul edilmektedir.
4. Anayasa Mahkemesinin Yaklaşımı
Yargıtay'ın bu yerleşik içtihadının hak arama hürriyetini, adil yargılanma hakkını, mülkiyet hakkını
veya aile hayatına saygı hakkını ihlal edip etmediği Anayasa Mahkemesi (AYM) nezdinde
bireysel başvuru yoluyla da denetlenmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 10.02.2021 tarihli ve 2017/33788 başvuru numaralı kararında, "Daire
tarafından benimsenen yorumun Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararında da benimsenmiş
olduğu nazara alındığında varılan sonucun yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği" sonucuna
ulaşmıştır. AYM aynı kararında, "davalının doğrudan başvurucunun bedensel veya ruhsal
bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemeyeceği" ve dolayısıyla
"davalının işlenen fiilden asli olarak sorumlu tutulamayacağından haksız fiil hükümlerinin de
uygulanamayacağı" gerekçelerini Anayasaya uygun bulmuştur.
Yine Anayasa Mahkemesinin 25.10.2023 tarihli ve 2020/3519 başvuru numaralı kararında, Türk
Medeni Kanunu'ndaki sadakat yükümlülüğünün "eşlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri
nispi bir hak olup eşler bu yükümlülüğün ihlal edilmemesini ancak birbirinden talep edebilirler"
şeklinde yorumlanmasının ve davaların reddedilmesinin devletin pozitif yükümlülüklerini ihlal
etmediğine oyçokluğuyla karar verilmiştir.
5. İstisnai Durumlar: Üçüncü Kişiye Hangi Hallerde Dava
Açılabilir?
Yukarıda açıklanan genel kural uyarınca, salt evli bir kişiyle ilişki yaşamak tazminat sorumluluğu
doğurmasa da, bu kuralın istisnaları mevcuttur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 01.11.2023 tarihli,
E. 2021/18431 ve K. 2023/11721 sayılı kararında belirtildiği gibi, "üçüncü kişi tarafından
gerçekleştirilen başkaca bir kişilik hakkı ihlali bulunmadıkça, salt evli bir kişiyle birlikte olmak
şeklindeki eyleminden dolayı aldatılan eşin, üçüncü kişiden manevi tazminat isteyebilmesinin
mümkün olmadığı" hükme bağlanmıştır.
Ancak, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 04.12.2023 tarihli, E. 2021/18324 ve K. 2023/12951
sayılı kararında değinildiği üzere, "aldatma eylemi ile bağlantılı olmakla birlikte sadakatsizlik
olgusundan farklı olarak bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlali" mevcutsa durum
değişir. Örneğin, Anayasa Mahkemesinin 2020/3519 numaralı kararında da işaret edildiği gibi,
"aldatma eylemi ile bağlantılı olarak üçüncü kişinin, aldatılan eşin konut dokunulmazlığını
ihlal etmesi, özel yaşamına müdahale etmesi, sır alanına girmesi" hallerinde, üçüncü kişi
gerçekleştirdiği bu "üçüncü kişi tarafından gerçekleştirilen başkaca bir kişilik hakkı ihlali"
sebebiyle manevi tazminat ödemekle yükümlü tutulabilecektir.Sonuç
Mevcut kanuni düzenlemeler ve yeknesaklık kazanmış yüksek yargı içtihatları doğrultusunda;
eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünün mutlak değil nispi bir hak olması, üçüncü kişinin
eyleminin emredici hukuk normlarına aykırılık teşkil etmemesi ve doğrudan zarar verme kastının
ispatlanamaması sebepleriyle, aldatılan eşin evliliğe müdahil olan üçüncü kişiye (sevgiliye)
karşı salt ilişki yaşadığı gerekçesiyle manevi tazminat davası açması hukuken mümkün
görünmemektedir. Aldatılan eş, sadakat yükümlülüğünün ihlaline dayalı manevi tazminat
taleplerini ancak TMK m. 174 kapsamında boşanma davası ile birlikte kusurlu eşine karşı ileri
sürebilecektir. Üçüncü kişinin sorumluluğuna gidilebilmesi için, sadakatsizlik eyleminin ötesine
geçen bağımsız ve doğrudan bir kişilik hakkı ihlalinin varlığı (hakaret, konut dokunulmazlığının
ihlali vb.) şarttır.